1. Ahmed Avni Konuk-Görünmeyen Umman


    Önsözden...

    Ahmed Avni Konuk, çok yönlü, müstesna bir kişi ve maalesef bir o kadar da az bilinen bir değerimizdir.

    Ahmed Avni Bey büyük bir müzik adamıdır. Osmanlı ve Cumhuriyet musikisi arasında gerek aktardığı eserler, gerek yetiştirdiği talebeler gerekse bugün musikimizde 119 makamın seyirleri ve dizileri hakkında bilgi sahibi olduğumuz en büyük kar-ı nâtık olan Fihrist-i Mahâkâmat’ı ile bir köprüdür.



    Bu çok önemli ve değerli insanı tanıtmak, onun izini günümüze ve geleceğimize aktarmak büyük bir görevdir.



    Konuk, görünmeyen bir ummandır. Ancak görünmeyen şey, her zaman var olmayan şey değildir. Görmek iradidir, yani istemle olur. Görmek isteyen görür. Görmeye engel varsa da o engeli engel olarak algılar ve aşmaya gayret eder. Nitekim Ahmed Avni Bey kendi lisanı ile tam da bu hakikati söyler: “olmamak başka ve olup da görünmeyen yine başkadır.” Yine başka bir yerde şöyle söyler: “Gizli olan şey, yok olan şey değildir, belki mevcut olmakla beraber meçhuldür.”

    Ahmed Avni Konuk görülmeye ve gösterilmeye, anlamaya ve anlatılmaya layık büyük değerlerimizden birisidir.



    İnsan unutkandır. Unutulur da… Ancak işi, yolu, niyeti yüce olan Ahmed Avni Bey gibi ufuk insanlarını unutmak ihanettir.




    Yazar: Savaş Ş. Barkçin
    Continue reading »
  2. Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı-Mustafa Kutlu


    ...


    Henüz 12-13 yaşlarını süren Tahir Sami'yi babası, yıllardan beri yapmakta olduğu kömürcülük işine bulaştırmak istemez, "Ciltçilik bildiğin memuriyet, ince iş, kiri pasağı yok" diye Eğinli hemşehrisi Ermeni Nişan Usta'nın Süleymaniye'deki mücellit dükkânına çırak verir. Dükkân üstündeki asma tavanda yatıp kalkması kararlaştırılan Tahir, ilk aylarda çok zor gelse de zamanla bu leylî-nehârî zoraki çıraklığa alışır, sever, benimser. Matbaacılık ve karton kapak âdeti mücellidliğin kanına ekmek doğramaya başlayınca Ermeni Nişan Usta, artık işi iyice kavrayan Tahir'i komşu Terzi Sami'nin kızı Feride ile başgöz eder. Evlatlarının çoktan beri göçmüş olduğu Fransa'ya gelmesi için yapılan ısrarlara uzun müddet dayanan Nişan, biraz da emeklilik deminin geldiği inancıyla inadından vazgeçer. Fransa'ya dönerken Vakıflar idaresine gidip dükkânını, birkaç şahsî hâtırası hariç bütün demirbaşıyla Tahir'e devretmeyi ihmâl etmez.


    ...
    Continue reading »
  3. Taşınmak ve Zeynep Arkan


    ...

    yersizlik senin yazgın ey insan
    okunamaz bir tarih, kayıtlı sürgün kuşağı
    kutsanmış mahremiyetin evinde senin
    ne bir oh sesi, ne bir kuş cıvıltısı gelir kulağına
    düşünmeden delik koliler taşırken insanın delilik tarihini
    delirebilen varlık olarak insan zihnimizde sorularla çoğalır
    nesnel ve eşzamanlı sorular ve koliler de elbet delinir
    her şey ansızın olur, sorular cevapsız kalır

    insan taşınırken alınyazısını da elbet yanına alır.
    Continue reading »
  4. Ali Emiri'nin İzinde-M.Serhan Tayşi


    Bir genç bir gün uzun yıllar Millet Kütüphanesi'nin Müdürlüğünü yapan bir adamın ismini duyuyor ve heyecanlanıyor. Dile kolay otuz yıllı aşkın idarecilik ve bütün bir çalışma hayatının kütüphanelerde geçtiği bir ömür. Gencin heyecanlanmaması mümkün değil. Ve bir tevafuk oluyor; genç ile kitap sevdalısı müdür karşılaşıyorlar.

    Genç, hatıratını yazıp yazmadığını soruyor. Ali Emiri’nin izinde yürümüş kütüphaneci gözlerinin artık çok az gördüğünden dem vuruyor. Ve genç bu zorlu işe talip oluyor. İki yıl boyunca belirli günlerde saatlerce süren bir çalışma da böylece başlamış oluyor.

    Kültür ve irfan insanı M. Serhan Tayşi çocukluğunun geçtiği Bayındır’dan başlıyor, ömrünü vakfedeceği Millet Kütüphanesi’nde geçen günleriyle devam ediyor ve gençler için faydalı olabileceğini düşündüğü kitap tavsiyeleriyle hatırat bitiyor.

    Kitabın içerisinde o kadar çok önemli insan portresi ve tarihi kişiliklerle ilgili önemli anekdotlar var ki. Tüm bunların açıkçası kitabı okuyanlar tarafından bizzat kendileri için açılması gerektiğini düşünüyorum. Kitap en az altmış yıllık bir kültür hayatını adım adım gözümüzün önüne seriyor.

    Yayına hazırlayan Taha Kılınç’ın sabrı ve azmi karşısında söylenecek hiçbir söz yok. Gerçekten tebrikler. Bir de Hatırat Kitaplığı diye bir dizi yaparak bu kültür pınarlarının okuyucuyla buluşmasını sağlayan Timaş’ta çok iyi iş yapıyor. Özellikle kitapların baskı kalitesinin çok iyi olduğunu belirtmeliyim.

    Continue reading »
  5. Okula Kaçmak...


    ...

    İlkokulun 3. sınıfına gidiyordum. Öğretmenimizi, okulumuzu ve arkadaşlarımı çok seviyordum; 15 gündür hastalık sebebiyle devamsızlık yapma durumunda kalışım beni çok üzüyordu. Bir sabah, dayanamayıp okula kaçtım. “Okula kaçmak” belki ilk defa benim kullandığım bir tabirdir; genellikle okuldan kaçılır çünkü. Giyindim, okula yöneldim. Müstahdemler beni çok severdi, hemen kapıyı açtılar, sarıldılar. Sınıfa çıktım. Öğretmenimiz fırlayıp beni kucakladı, başımı göğsüne bastırdı. “Evden kaçıp geldim” demiştim. O ağlar ben ağlarım… Beni biraz teselli ettikten sonra, sınıfını bıraktı ve elimden tutarak beni evime getirdi.

    ...

    Ahmet Selim'den
    Continue reading »
  6. Karpat'tan Önemli Tespitler...


    En önemli tarihçilerimizden birisi olan Kemal H. Karpat Hoca, Neşe Düzel'e verdiği röportajda çok önemli tarihi tespitler yapıp günümüzün analizini yapıyor. Bu söyleşide özellikle Ulus devletlerin geleceği, Türkler ile Yahudilerin tarih boyunca iyi anlaşma sebepleri ve ülkemizin ana meselesi ile önemli değerlendirmeler var.


    Aşağıda bir bölümünü alıyorum:


    ...


    1912-13 Balkan Savaşı sonunda, Yunanistan Makedonya’nın güneyini aldı. Merkezi Selanik’te olan bu bölgenin halkının ekseriyeti Slavdı yani Bulgardı. Yunanistan bu bölgeyi Rumlaştırmak için Anadolu’dan Rumları çekmeye başladı. İttihat ve Terakki Hükümeti’yle nüfus mübadelesini konuştu. Nihayet 1926’da mübadele gerçekleşti ve din esas alındı.


    ...


    1949’da Türkiye İsrail’i tanıdığında Müslüman dünyası şok oldu. Oysa 6. ve 8. yüzyıllarda Hazarlar denilen büyük Türk topluluğunun Museviliği kabul ettiği ve Ukrayna’nın da bir kısmını alarak Rusya’nın güneyinde bir imparatorluk kurmuş olduklarını bilseler daha çok şaşırırlardı. Türkçe konuşan Hazarlar, Avrasya tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Türklerin Museviliğe yönelik ilgisinin geçmişte başka örnekleri de var. Mesela Türkler neden Museviliğe yakınlık gösterdi ve gösteriyor?


    Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasından beş bin yıl kadar önce, Orta Asya’da yaşayan Türk kabileleri tanrı veya tengri diye eşi benzeri olmayan yüce bir yaratıcı kavramı geliştirmişlerdi. Türkler, karşılaştıkları Yahudilerin benimsedikleri İbrahimi tanrı anlayışıyla kendilerinin geliştirdiği tanrı kavramının benzer olduğunu gördüler. ‘Aynı tanrıya ve kitaba inanıyoruz. Demek ki inancımız gereği kardeşiz’ diye düşündüler. Bu tarihsel olgu Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Cumhuriyet döneminde de doğrulandı... Türkler İslamiyet’e tek tanrı anlayışı nedeniyle çok rahat girdi. Eğer senin kültüründe tek tanrı anlayışı varsa, o zaman şekillenmiş dinlerle karşılaştığında bunları çok daha rahat alabiliyorsun.


    ...


    Ulus-devlet siyasi maskesi ve hırsları geniş çapta törpülenerek devam edecek. Yani ulus-devlet bir kültür devleti olacak. Bu kültür devleti, kendi diline ve geleneğine sarılacak ama kendisinden olmayanların haklarını da tanıyacak. Geçmişte dünyaya bunun örneğini Osmanlı imparatorluğu verdi. Geleceğin kültür devleti, Osmanlı örneğindeki gibi davranacak, kültürlere hâkim olmayacak. Ben Osmanlı’nın dirilmesini savunan biri değilim ama küreselleşmenin en iyi modeli o. Herkesi rahat bırakmış ama hepsinin tepesinde bir şemsiye gibi durarak onları korumuş. İnsanları, kendi geçimini sağlayacak kadar sömürmüş. Osmanlı’da bir aristokrat sınıf yetişmemiş.


    ...


    (Ülkenin) Ana mesele yüz senelik bir idareci grubunun yerine daha demokratik bir idare getirmektir. Onların yarattığı ideolojiyi daha demokratik bir ideolojiyle değiştirmektir. Yeni bir devletin kurulması için bir süre için sert bir idare gerekiyordu diyorlar. Hayır, böyle sert bir idareye ihtiyaç yoktu. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti yüz sene evvelden Osmanlı devletinin hazırladığı demokratik temeller üzerine oturtuldu.



    Continue reading »
  7. Ferhat Kentel'den...(1)


    Modernleşmeyi ithal ediyorsunuz, hadi yaptım diyorsunuz ama hiç te beklediğiniz gibi olmuyor. Hiç beklenmeyen sonuçları var modernleşmenin. Bu da sosyolojinin en klasik derslerinden biridir. Siz aktör veya devlet, işçi sınıfı ya da herhangi bir birey olarak ne yaparsanız yapın, sonuçların ille de istediğiniz ya da düşündüğünüz gibi olacağını garantileyemezsiniz. Tam tersine, sizin dışınızda başka aktörler olduğu için sizin elde etmek istediğiniz sonuç hiçbir zaman tam istediğiniz sonuç olmaz. Başka sonuçlar, başka durumlar ortaya çıkar ve bunlar hiçbir aktörün beklemediği sonuçlardır aslında. Ya da hocam Alain Touraine’in ifadesiyle, toplumsal aktörler tarih yazdıklarını düşünürler ama yazılan tarih, onların hayal ettikleri, yazdıklarını düşündükleri tarih değildir.

    Not: Daha önce bahsettiğim Ehlileşmemek, Düzleşmemek, Direnmek isimli Ferhat Kentel'in söyleşi kitabından alınmıştır.
    Continue reading »
  8. Modernizm'in Yeryüzü Serüveni...


    Herkesin anlayabileceği bir dil ve anlatımla Ferhat Kentel, modernizmin tarihini, modernizmin Türkiye’deki serüvenini ve bununla beraber ortaya çıkan aktörleri bir güzel özetliyor. Özellikle ortaya koyduğu örnekler ve yaptığı çözümlemeler okuyucunun zihnini açıyor. Açıkçası benim için çok faydalı ve önemli kazanımlara neden oldu bu kitap.

    Ülkede en az iki yüz yıldır devam eden bir modernleşme süreci ve en son Cumhuriyetle ortaya çıkan ve bir yüzyıla yaklaşan bir demokrasi tecrübemizin hal-i pürmelali masaya yatırılıp derinlemesine analiz ediliyor. Soruları soran ve konuyu yönlendiren Esra Elmas’ı da tebrik ediyorum.

    Kitapta öne çıkan analiz ve yorumları ileride sizlerle paylaşacağım.

    Ehlileşmemek, Düzleşmemek, Direnmek
    Yazar: Ferhat Kentel
    Söyleşi: Esra Elmas
    Hayykitap - Söyleyecek Sözü Kalanlar Dizisi - 2
    Continue reading »
  9. Fiyonklu İstanbul Dürbünü


    Gül İrepoğlu, bir kaç yıl evvel tarihçi Mustafa Armağan ile gerek Osmanlı Tarihi gerekse İstanbul ve sanat tarihi üzerine TRT'de yaptığı söyleşi programlarından tanıdığım bir bilim insanı.

    Yine birkaç yıl evvel sanat tarihçiliğini edebiyatla birleştirerek güzel bir tarihi romanı yayın hayatına kazandırmıştı. Kitap dergilerinde İrepoğlu'nun yeni kitabının çıktığını öğrendim. Bu kitapta İrepoğlu otobiyografik bir roman yazmış denilebilir.

    Selim İleri, bu kitabı masal-roman olarak nitelendiriyor:'Gül İrepoğlu’nun yeni eserini çok severek okudum. Diyebilirim ki, tadı damağımda kaldı. Bir anı-roman mı, otobiyografik özellikler de taşıyan deneme-roman mı?Belki, giysiler, giyim kuşam dünyasında bir masal-roman. Evet masal-roman!
    Yaşamın acılarını bilen, ama o acıları güzelliklerle, estetikle yenmek isteyen bir anlatıcının kaleme getirdikleri...
    '
    Continue reading »
  10. Ingmar Bergman-Büyülü Fener


    Bir film makinesi kadar sahip olmak istediğim başka hiçbir şey yoktu. Bir yıl önce ilk kez sinemaya gitmiş ve bir atla ilgili bir film görmüştüm. Sanıyorum adı Kara Güzellik’ti ve ünlü bir çocuk kitabından uyarlanmıştı. Sture Sineması’nda oynamıştı. En ön sırada oturup seyretmiştik. İşte benim için başlangıç bu oldu. Hiç sönmeyecek bir ateşle tutuşmuştum. Suskun gölgeler, soluk yüzlerini bana çevirerek işitilmeyen seslerle en gizli duygularımla konuştular. Aradan altmış yıl geçti ve hiçbir şey değişmedi; hâlâ aynı ateş.
    Not: Kitabın yeni baskısı Agora Kitaplığı'ndan çıkmıştır.
    Continue reading »
  11. Kayıp Şairler Dizisi-Nevzat Üstün


    SÖZÜMÜZ VAR

    Yolumuz var
    Gözlerimin bebeği
    Hürriyetin yeşerdiği yerde
    Gelin yürüyün siz de
    Ağaçlar taşlar insanlar
    Yolumuz var
    Kan rengi dalgaların oluştuğu yere
    Kara saçlı
    Dik göğüslü
    Kızlardan kadınlardan bizim de isteğimiz var
    Bre var
    Gelecek çağlara kalan
    Bir büyük kavga
    Bir uzun yol
    Fırtınanın toprağı yediği yerde

    Continue reading »
  12. Kayıp Şairler Dizisi-Halim Şefik


    OTOPSİ
    - Orhan Veli'ye ağıt -
    Morgda açılınca kafatası
    Doktor beyler beyin gördüler
    İndirince tenkafesine neşteri
    Doktor beyler yürek gördüler
    Yürekte ne gördüler dersiniz
    Yürekte memleket gördüler
    Dünya gördüler
    Bir de dost gördüler
    Ama bu işte doktor beyler
    Doğrusu geç kaldılar
    Çok geç kaldılar
    Continue reading »